Doyran Manastırı (Kisle Çukuru): Antalya’da Gizli Bir Rota

Doyran Manastiri

Antalya’nın Doyran ilçesinde Doyran göletinin hemen az yukarısında bulunan Doyran Manastırı’nı bugün ziyaret etme fırsatım oldu. Trekking rotası olarak kullanılan bu güzergah, doğayla iç içe olmakla birlikte, yürüyüş yaparken aşağıda görebileceğiniz küçük bir göl ve ufka doğru uzanan büyük dağlarla güzel bir manzaraya sahip. Asıl adı Kisle Çukuru Manastır’ı olan bu yer, Doyran göletinin hemen yanında, az yukarısında ve Neapolis Antik Kenti‘ne çok yakın bir mesafede bulunuyor. İlk bakışta birbirine bağlı gibi görünseler de aslında farklı zamanların izlerini taşıyorlar. Neapolis, Roma döneminde canlı bir yerleşim olarak kurulmuş, ancak Bizans dönemine gelindiğinde önemini yavaş yavaş kaybetmiş. Şehir eski ihtişamından uzak, daha kırsal bir yaşamın sürdüğü bir alana dönüşürken, bu sakin ortam tam da keşişlerin aradığı huzurlu bir dünya yaratmış olmalı. Böylece MS 6.–9. yüzyıllar arasında manastır inşa edilmiş ve bir süre eski kentin gölgesinde yaşamını sürdürmeye devam etmiş olmalı. Zaman içinde hem şehir hem manastır terk edilse de, bugün taşlar hâlâ o yaşamların izlerini ziyaretçilere anlatmaya devam ediyor.

Tarihsel geçmişe bakacak olursak; önce Neapolis kuruldu, Helenistik ve Roma dönemlerinde canlı bir yerleşim olan şehir, MÖ 2.–1. yüzyıldan MS 4. yüzyıla kadar bu bölgenin önemli küçük yerleşim merkezlerinden biriydi. Zaman ilerledikçe Roma dünyasının çözülmesiyle birlikte Neapolis’in nüfusu azaldı ve şehir Bizans dönemine girildiğinde eski hareketliliğini kaybetmiş, daha kırsal ve sakin bir alana dönüşmüştü. İşte tam bu dönemde, MS 6.–9. yüzyıllar arasında Doyran (Kisle Çukuru) Manastırı kuruldu. Keşişler, su kaynaklarına ve eski Roma yollarına yakın bu sessiz bölgeyi küçük bir dini yaşam alanı olarak seçti. Böylece bir süre, terk edilmemiş ama artık küçük bir topluluğun yaşadığı Neapolis çevresi ile yeni kurulmuş manastır aynı coğrafyada yan yana varlığını sürdürdü. Yüzyıllar sonra her iki yerleşim de tamamen sessizliğe büründü, ancak bugün taşlar hâlâ bu ardışık dönemlerin izlerini taşımaya devam ediyor.

Doyran Manastırı, kuzeydoğuda bulunan Neapolis Antik kenti ve güney tarafında bulunan Kelbessos’un tam ortasında yer almakta. Burası Termessos’un güvenliğini sağlayan sınır hattı olarak geçer. Kelbessos’un güneybatısında Typalia, Neapolis’in kuzeyinde ise Termessos’un kuzeydoğu güvenliğini sağlayan daha önceki bir yazımda bahsettiğim Ariassos bulunmakta. Bu hat Antalya Döşemealtı’ndaki karakollar ile birlikte düşünüldüğünde, Termessos’a deniz tarafından gelebilecek tehlikelere karşı hem sarp ve dik yamaçlara hem de iyi savunulan bölgelere sahip bir sınır güvenliği oluşturmaktaydı. Zaten Büyük İskender’de bunu iyi biliyor olacakki Termessos’a zamanında en zayıf bölgesi olan Yenice Boğazı yani bugünkü Antalya Korkuteli tarafından saldırdı. İskender zamanında evet bu şehirler henüz kurulmamıştı ancak arazi bugünkü trekkingciler için bile zorlu bir yapıya sahip. Dolayısıyla Büyük İskender’in ordusundaki Makedon Falanksları denilen, ellerinde 5-6 metrelik kargılar (sarissa) taşıyan ağır piyadelerden ve süvarilerden oluşan birlikler için bu coğrafya fiziksel olarak türlü zorluklarla doluydu. İskender zamanında (M.Ö. 333), Doyran’da (Neapolis’te) belki büyük taş binalar yoktu ama Termessoslular orayı boş bırakmamıştı. Tarihçi Arrianos, Termessosluların sadece ana kentte beklemediğini, “geçidin iki yanındaki tepeleri tuttuğunu” yazar.

Tarihin akışı doğal olarak burada birleşmeye başladı. İskender Öncesi, Termessoslular dağları doğal bir sur gibi kullanıyordı ve Doyran gibi yerlere sadece seyyar nöbetçiler veya basit barınaklar konumlandırıyorlardı. İskender geldiğinde “geçilmez” sanılan boğazı yarıp geçince (her ne kadar şehri almasa da yolu açabilmişti), Termessoslular büyük bir korku yaşamış olmalı. İşte bu yüzden İskender’den sonraki yüzyıllarda (Helenistik ve Roma dönemlerinde), Doyran’daki Neapolis ve Geyikbayırı’ndaki Kelbessos gibi yerleri taştan, surlu, sağlam “ileri karakol şehirlerine” dönüştürmüş olmalılar.

Manastir yuruyus yolu 1

Tarihsel akış, Manastır ve çevresinin hikayesi böyle. Peki günümüzde Doyran Manastırı ne durumda ve nasıl gidiliyor. Gidince neler görebiliriz. Gelin hep birlikte konuyu derinleştirelim. Öncelikle belirtmekte fayda var, bu bölgeler araştırmacılar tarafından belirlenmiş ve yüzey araştırmaları yapılmış ancak kayıtlı bir kazı çalışmasına internette ve kaynaklarda rastlayamadım. Dolayısıyla elimizdeki bilgiler sadece yüzey araştırmalarından, Termessos ve çevresindeki bölgelerden edindiğimiz bilgilerden ve İskender’in tarihçisi Arrianos’un eserlerinden çıkarabildiklerimizden ibaret. Dolayısıyla burada tam olarak hangi keşişler yaşamış ve tam olarak neler yapmışlar bilemiyoruz.

 

Doyran gölünün yanındaki ana yoldan biraz devam edince, göl biter bitmez hemen sağ tarafta toprak bir yol ve yanındaki parkur tabelasinden Doyran Manastır’ına giden yolu rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Yola devam ederken birkaç tabela daha görebilirsiniz ama çok sık değil. Bir süre sonra toprak yollarda ayrım çıkınca, daha fazla kullanılan yoldan mantıken Manastır’a giden doğru taraf olduğunu anlayıp devam edebildim. Arada sırada da büyük kayaların üzerine işaretlenmiş parkur çizgileri de size yardımcı olabiliyor.

Manastir patika

Buradan manastıra yürümek haritanın bana verdiği bilgiye göre 800 metre, tabi yol biraz dolambaçlı ve çok dikey bir konumda. Haliyle sıcak havada ve yaz mevsiminde bu yürüyüşü yapacaksanız hazırlıklı olmanızda fayda var. Diğer taraftan toprak bir yol olmasına rağmen eğer Neapolis tarafından değilde benim bahsettiğim göl tarafındaki toprak yoldan gelirseniz buraya arabalar için sanıyorum kepçe yol açmış ve bu yol manastıra kadar rahatça gidiyor. İnternetteki önceki yıllarda yapılan yorumlarda çok fazla kayalık ve yürümenin çok zor olduğu yazıyordu sanıyorum bu sorun giderilmiş durumda. Eklediğim yukardaki görsellerdende görebileceğiniz gibi, yol önce toprak ve küçük taşlarla başlıyor daha sonra büyük taşların olduğu patikaya dönüyor, bu bize şunu gösteriyor yağmurlu bir günde veya hemen yağmur yağdıktan sonra yürümeye giderseniz özellikle tabelanın arkasında kalan ince kumlu yol çamura döneceği için zorlanabilirsiniz. Dikkatli olalım.

Doyran Manastırı

Doyran Manastırı’na geldiğinizde sizi bütün ihtişamıyla karşılıyor diyemiyorum çünkü gerçekten bakımsız ve terk edilmiş durumda gibi. Yazının başında da belirtiğimiz gibi daha önceleri sadece yüzeysel araştırmalar yapılmış. Korunmasız ve sadece doğa yürüyüşçülerinin insafına terk edilmiş. Bu bölgedeki Neapolis ve Termessos’a bağlı sınır hattı yürüyüşçülerin kullandığı noktalar ancak bürokrası tarafından turistik veya milli parklar kadar ilgi görmedikleri için şu anda maalesef bu haldeler. İçeriye girdiğinizde 2026 itibariyle aşağıda Doyran Göleti ve muhteşem Kemer manzarasıyla Antalya’nın batı hattını ve devamındaki dağları görebiliyorsunuz.

Doyran Manzarasi

Manastırın mimari özelliklerine bakıldığında; Taş duvar örgüsü, küçük hücre odaları, apsisli küçük şapel kalıntısı ve harçlı duvar tekniği, Erken – Orta Bizans dönemi (MS 6.–9. yüzyıl) tipolojisi göstermektedir. Bu, Roma döneminden en az 200–500 yıl sonrasına denk gelir.

  • Küçük düzensiz taşlar + harç kullanımı,
  • Küçük hücreler (keşiş odaları),
  • Apsisli küçük şapel,
  • Savunma niteliği olmayan, tarımsal/dini amaçlı kırsal yerleşim planı görülür.

doyran manastiri odalar

Doyran Manastırı’nın Neapolis’e yakın olmasının nedeni ne?

Büyük olasılıkla:

  • Bizans döneminde, antik kent terk edildikten sonra bölge “kırsal Hristiyan yerleşimi” hâline gelmiş,
  • Etrafındaki eski Roma yolları ve kaynaklar hâlâ kullanılıyordu,
  • Keşişler güvenli, suya yakın ve izole bu alanlara küçük manastırlar kurdu.

Bu nedenle fiziksel olarak yakınlar, ama Neapolis ile aynı dönem yapıları değiller.

Kaynaklar :
https://kulturenvanteri.com/yer/doyran-manastiri/#17.1/36.914742/30.514156

https://dergipark.org.tr/tr/pub/cedrus/issue/50420/682447

https://www.antalyaekspres.com.tr/zamanin-izinde-doyran-manastiri

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir