Bu yaz başlamadan Olimpos’a gitmiştik. Antalya merkeze ortalama 1 saatlik uzaklıkta olan bu yer tarihi dokusu, güzel ve temiz plajıyla gerçekten deneyimlenmesi gereken bir doğa harikası. Burası sadece bir tatil destinasyonu değil; tarihin, doğanın ve özgürlüğün iç içe geçtiği eşsiz bir atmosfer sunuyor. Olimpos’a ilk kez adım attığınızda sizi karşılayan şey, yüzyıllardır ayakta duran taş duvarlar ve antik harabeler arasında kuş cıvıltılarıyla dolu, orman kokan bir sessizliktir. Likya medeniyetinin izlerini taşıyan bu antik kent, MS 2. yüzyılda Roma egemenliği altındayken önemli bir liman şehriydi. Şimdi ise, sarmaşıkların ve portakal ağaçlarının arasında sessizce geçmişi fısıldıyor.
Olimpos’a Ulaşım
Peki Olimpos’a nasıl gidilir? Ben Olimpos’a Antalya üzerinden geldim ve en pratik yolun bu olduğunu düşünüyorum. Eğer siz de otobüsle gelmeyi planlıyorsanız, önce Antalya Otogarı’na ulaşıyorsunuz. Otogardan Kumluca–Finike–Kaş yönüne giden minibüsler veya bölgesel otobüslerle Olimpos yol ayrımında iniyorsunuz. Buradan sonra Olimpos’un içine inmek için yaklaşık 10 kilometrelik bir yol var. Genelde bu kısımda servis minibüsleri oluyor ama biraz beklerseniz geçen diğer araçlarla da ulaşım sağlayabiliyorsunuz.
Eğer Antalya Havalimanı’na uçakla gelirseniz, havalimanından otogara gitmek için tramvay ya da HAVAŞ kullanabilirsiniz. Otogar bağlantısı oldukça rahat, indiğiniz gibi Olimpos yönüne araç bulma şansınız yüksek.
Kendi aracınız varsa işiniz daha kolay. Antalya’dan çıktıktan sonra sahil yolunu takip ederek yaklaşık 1,5 saatte Olimpos’a ulaşabilirsiniz. Yolun son kısmı biraz virajlı ve dar ama manzarası muhteşem. Üstelik aracınız varsa çevredeki Çıralı, Adrasan, Phaselis gibi yerlere de kolayca geçebilirsiniz. Araba kiralamayı düşünenler için de güzel bir seçenek olabilir.
Konaklama seçenekleri
Büyük oteller ya da kalabalık tatil köyleri yok; onun yerine ağaç evler, bungalovlar ve doğanın içine gizlenmiş küçük pansiyonlar var. Ben portakal ağaçlarının arasında, ahşap bir bungalovda kaldım. Sabahları kuş sesleriyle uyanmak, geceleri ise gökyüzünde yıldızları izleyerek uykuya dalmak… Bu kadar sade bir ortamın bu kadar huzur vereceğini tahmin etmemiştim. Eğer çok daha sakin bir şey ararsan, Çıralı tarafında daha konforlu pansiyonlar da var. Ama bence Olimpos’un o bohem, özgür ve hafif dağınık hali, en çok bahçeli bungalovlarda hissediliyor. Burada lüks yok, gösteriş yok; ama doğayla baş başa kalmanın ve sade yaşamanın verdiği o derin huzur var.
Yiyecek ve içecek
Çoğu pansiyonda sabah kahvaltısı ve akşam yemeği fiyata dahil oluyor, ben de kaldığım yerde her sabah uzun masalarda, portakal ağaçlarının altında kurulan kahvaltılara bayıldım. Zeytinler, reçeller, köy yumurtası, bazen de taze pişi ya da menemen… Her şey ev yapımı gibiydi ve fazla abartısız, ama çok gerçekti. Akşam yemekleri de aynı şekilde. Büyük ihtimalle gün içinde denize girip yürüyüş yaptıktan sonra zaten fazlasıyla acıkmış oluyorsunuz. Masaya oturduğunuzda gelen ev yemekleri, zeytinyağlılar, ızgara sebzeler ya da tavuk-pilav gibi klasik ama lezzetli tabaklar fazlasıyla doyurucu oluyor. Gündüzleri dışarıda vakit geçirirken serinlemek isterseniz, sahil yolundaki küçük kafelerde taze sıkılmış meyve suları, soğuk kahveler ya da buz gibi limonatalar bulabiliyorsunuz. Akşamları ise sahilde ya da pansiyonların bahçesinde bir bira içmek, hafif müzik eşliğinde günü kapatmak çok keyifli. Olimpos’ta yemekler lüks değil ama samimi; gösterişli değil ama gerçek. Tıpkı yerin kendisi gibi. Fiyatlarda bana ortalama geldi, Karadeniz gibi pahalı değil biraz dolaşırsanız bütçe dostu yerler de bulabiliyorsunuz, ayrıca plajın hemen yanında bir market bulunuyor burada sadece içecek vs. değil aynı zamanda güneş kremi vs. gibi malzemeler de tedarik edebilirsiniz. Aşağıdan restoranlara bakabilirsiniz.
Yapılacak aktiviteler
Olimpos’a ilk gidişimde açıkçası ne yapacağımı çok da planlamamıştım. Sadece biraz dinlenmek, doğanın tadını çıkarmak istemiştim. Ama oraya vardığımda fark ettim ki, burası tembellik etmek için olduğu kadar keşfetmek isteyenler için de dolu dolu bir yer. Olimpos aktiviteler açısından sakin de olsa birçok alternatif sunuyor. Sabahları genelde antik kentin içinden geçerek sahile yürüyordum. Yürüyüş yolu taşlarla kaplı, sağlı sollu ağaçlar ve tarih fışkırıyor adeta. Antik mezarlar, eski sütunlar, yosun tutmuş duvarlar… Hepsi denize giden yolun bir parçası. Sahile vardığınızda ise sizi geniş bir çakıl plaj karşılıyor. Deniz berrak ve serin, sabah erken saatlerde neredeyse kimseler olmuyor. Yüzmek, güneşlenmek ya da sadece taşların üzerinde uzanmak bile insanı bambaşka bir moda sokuyor.
Gün içinde dilersen kano kiralayabiliyor ya da çevredeki koylara tekne turu yapabiliyorsun. Ben bir günümü tamamen tekneyle geçirdim; Sazak Koyu, Ceneviz Koyu gibi yerlere uğradık. Denizin ortasında durup yüzmek gerçekten unutulmaz bir deneyim. Bir başka gün Yanartaş’a (Chimaera) gece yürüyüşü yaptım. Efsanevi alevlerin gerçekten yerin altından çıktığını görmek biraz gerçeküstü bir deneyimdi. Gece yürüyüşü biraz yorucu ama kesinlikle buna değiyor. Daha sakin bir gün geçirmek istersen, kitap alıp hamakta uzanabilir, ağaçların gölgesinde kestirebilirsin. Bazı pansiyonlar yoga, meditasyon gibi atölyeler de düzenliyor. Akşamları ise en keyifli şeylerden biri, kamp ateşi etrafında toplanıp müzik yapanlara eşlik etmek. Olimpos’ta gün, ya denize bakarak ya da yıldızlara dalarak bitiyor.
*****
Olimpos, doğanın ve tarihin bir araya geldiği, sakinliği ve keşfi içinde barındıran eşsiz bir yer. Burada geçirdiğiniz zaman sadece bir tatilden öte; ruhunuzu dinlendiren, sizi kendinizle buluşturan bir yolculuğa dönüşüyor. Antik kalıntılar arasında yürürken, deniz kenarında gün batımını izlerken ya da ağaç evinizin terasında kahvenizi yudumlarken, zamanın nasıl aktığını fark etmiyorsunuz. Olimpos’un huzurlu atmosferi ve samimi insanları, burayı unutulmaz kılıyor. Eğer kalabalıktan uzak, doğayla iç içe ve tarih kokan bir kaçamak arıyorsanız, Olimpos tam size göre bir destinasyon. Hem yerel hem de yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken bu bölge, keşfedilmeyi bekleyen güzelliklerle dolu. Burada geçireceğiniz günler, uzun süre aklınızda kalacak anılarla dolacak.

1994 Antalya doğumlu olan Ozan Fayda, Kültürel Miras ve Turizm alanındaki akademik eğitimini sahadaki tutkusuyla birleştiriyor. Özellikle Bucak ve Antalya çevresindeki antik yerleşimler üzerine yoğunlaşan Fayda, Pisidya ve Likya bölgelerinin az bilinen rotalarını profesyonel fotoğrafçılık gözüyle belgeleyerek Anadolu’nun saklı tarihini modern bir perspektifle gün yüzüne çıkarmayı hedefliyor.



Bir yanıt yazın